Tucker, 1940’lı Yıllarda Geleceğin Arabasıydı

Tucker, 1940’larda geleceğin arabasıydı…

Ünlü “God Father” serisinin yönetmeni Francis Ford Coppola’nın arabalar ile olan bağlantısı doğduğunda, hatta belki daha da öncesinde başladı. Coppola, Detroit’teki Henry Ford Hastanesi’nde dünyaya geldi ve Henry Ford’un ta kendisi, Coppola’nın babasının birinci flüt olarak yer aldığı Detroit Senfonisi’nin bazı provalarına katılırdı. “Önemli tanıdıkların isimlerini çocuklara ikinci isim olarak verdiğimiz aile geleneğinde, bana da ‘Ford’ ismini vermişler” diye açıklıyor Godfather’ın yönetmeni. Ancak Coppola Henry Ford’a değil de daha az bilindik bir otomotiv ikonuna hayranlık duymaya başladı. Preston Tucker yasal ve mali sıkıntıları nedeniyle hiçbir zaman seri üretime geçmemiş son teknoloji bir otomobil olan Tucker ‘48’in yaratıcısı.

Tucker

Tucker ve Coppola

“Çocukken, babam bana yeni Tucker’dan bahsederdi” diye anlatıyor Coppola.“Bir tane sipariş vermiş ve Tucker hissesine yatırım yapmıştı. Sergilendiği zaman beni arabaya görmeye götürmüştü ve çok heyecanlanmıştım. Detayları çok net hatırlıyorum ve aylar boyunca sordum, ‘Tucker ne zaman geliyor?’ diye.

Sonunda hiçbir zaman gelmeyeceğini söyledi, büyük şirketlerin Tucker’ın varolmasını istemediğini ve Bay Tucker’ın ihtiyacı olan çelik ya da diğer malzemeleri almalarına izin vermediğini söyledi.” Coppola’nın babası 5000 dolarlık yatırımını kaybetti, 1940’larda orta sınıf bir adam için yüksek bir meblağ idi bu. Ama “Tucker’ı suçlamadı. Yeniliği çok severdi.” Ve böylece, Coppola’ya göre, Tucker arabası “mistik bir şey”e dönüştü.

Neredeyse 40 yıl sonra Coppola, Tucker (Tucker: The Man and His Dream) filmini yönetti. Film, ses getirse de Tucker geleneğine özgü olarak para getirmeyi başaramadı. Bugün, Tucker’ın Chicago’daki 475 hektarlık üretim arazisi bir Tootsie Roll fabrikasına ve bir alışveriş merkezine ev sahipliği yapıyor. Ama üretilen 51 orijinal arabadan 47 tanesi hala dünyanın her yerine yayılmış koleksiyolarda varlıklarını sürdürüyorlar.

Smithsonian Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi’nin deposunda şampanya rengindeki 1039 Numara bulunuyor. Bloklar üzerinde hala bir inci gibi parıldamaya devam ediyor. Renkli kravatlara olan düşkünlüğüne ek olarak canayakın bir karakter olan Preston Tucker, aslen İçki Yasağı Dönemi’nde Michigan’ın Lincoln Parkı’nda kaçakçıları kovalayışı ile tanınan bir polisti. Soğuk bir kış günü, ısıtması olmayan arabasının içine motorun ısısını vermek için arabanın ön paneline bir delik açtı ve sorun çıkartması sebebiyle rütbesi düşürüldü ve polis kuvvetinden ayrıldı. (Smithsonian müzesindeki Tucker’a öncesinde devletin bir uyuşturucu baskınında el koyulduğunu duymak onu mutlu ederdi.) Sonrasında yarış arabaları ve İkinci Dünya Savaşı’nda da kullanılan döner bir makineli tüfek tareti olan Tucker Turret’ı inşa etti.

Savaştan sonra ve yıllar süren et ve şeker karnelerinden sonra, Amerika’nın iştahı arabalar için fazlaca açılmıştı. Arabalar, yeni ortaya çıkan banliyö kültürünün temel taşıydı, ancak otomobil fabrikalarının bombardıman motorlarını ve diğer savaş mallarını üretmeye başlamasıyla 1942 ile 45 arasında üretilmeye başlayan tamamen durmuştu. Yeni araçlar için bekleme listeleri uzundu ve tüketiciler araçları görmeden yüksek miktarlarda para yatırmak zorundaydılar. Ancak 1946’da üretilmeye başlayan ilk modeller ise savaş öncesinin hantal tasarımlarından oluşuyordu. Tucker daha iyisini yapabileceğinin farkındaydı.

Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi  küratörü Roger White’a göre “Tucker otomobili şekil verilebilen bir nesne olarak düşünürdü, O konuda biraz Frank Lloyd Wright’a benziyordu, baştan başlamaktan korkmazdı.” 1946’da ortaya çıkan bir dizi reklamda, Tucker Torpedo adındaki sedan geleceğe atılan bir adım olarak tasvir ediliyordu. Kavisli çizgileri ile sabit dururken bile hareket halinde görünüyordu. O zamanın Star Wars’u gibiydi” diyor Amerikan Tucker Otomobil Kulübü’nün tarihçisi Jay Follis.

Bu çağrışımı yapan sadece şık görünüşü değildi. Otomobil, virajların etrafındaki yolu aydınlatmak için ortalanmış ve dönebilen üçüncü bir far dahil olmak üzere birçok farklı yeniliklere sahipti; araba döndüğünde koruyucu bir şekilde yön değişiren çamurluklar; disk frenler; açılabilen bir ön cam (bir çarpışma sırasında fırlayarak yolcuları korumak üzere tasarlanmıştı), arka motor; ve yastıklı bir ön panel bunlardan birkaçıydı.

90’ların En İyi Arabalarını öğrenmek ister misiniz?

Tasarımları ve yenilikçi güvenlik önlemleri öncülük yapmış olsa da, Tucker’ın iş modeli kusurluydu. Araba üretimi Büyük Buhran döneminde azalmıştı; 40’lı yılların sonları gelindiğinde, kurumsal ihtiyatlılığa bireysel dehadan daha fazla değer veren bir kültüre dayanan sadece bir avuç şirket kaldı. 1950’Lerin ortasına gelindiğinde Amerikan arabalarının %95’ini  Ford, General Motors ve Chrysler üretiyordu. Tucker ise otomobil devlerine başkaldıran modern bir spartacus gibi otomotiv tarihinde özel bir hikaye olarak kaldı ve Coppola sayesinde tekrar hatırlandı.

Kaynak

Göksel İleri
Yazar: Göksel İleri

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir